En azından yazmam gerekİyordu

• •

Hava Su ve Türklük Izdırabı

Sevgili dostum,

Bugün Frankfurtta hava 32 derece, normal şartlar altında Ankara’mın 30 derecesinden, Almanya’nın 27’sinden sonrasında kaynar kazana konulup altındaki ateş sürekli harlanıyormuş gibi davranmak suretiyle etrafımdakilere vereceğim rahatsızlığın haddi hesabı olmazdı ancak bu sene yazın başında yanılmıyorsam 10-15 günlük bir sıcak ve güneşli hava dalgasından sonra bir de yazın sonunda 10 günlük sıcak ve güneşli hava dalgası vurdu, sanıyorum bundan sonra sonbaharımız başlayacaktır. Şartlar böyle olunca, insan hava sıcak diye hayıflanamıyor. Hele ki sekiz, dokuz aylık bir periyotta en iyi ihtimalle toplam 30 gün güneş gördükten sonra.

Aslında Antepliliğime halel getiren en karadenizli özelliğim güneşli günlere, sıcak havaya katlanamamdır; sahilden iki bin rakımlı yaylama yayan çıkmayı göze alırım ama oturup sıcağın alnında nefesimin kesilmesini bekleyemem.

Nefes kesilmesi demişken, nasıl kesiliyor ama nefeslerimiz. Her yer ruhumuzla birlikte cayır cayır yanıyor. Nereye gidersek gidelim, hangi şartlarda yaşarsak yaşayalım aklımızda hiçbir şey olmadan mutlu olabileceğimiz bir anımız kalmıyor.

Sence de öyle değil mi?

Almanya’da en kıskandığım şey ne biliyor musun? Gençlerin fütursuzluğu, hayattan haberleri olmayışı, hürriyetleri, mutlulukları. Edebi bir derinlik kazandırıp laflarıma, bir şeyleri unutabilmeleri derdim ama diyemem. Neden biliyor musun? Unutmaları gereken bireysel bir dertleri yoksa, derdi yok insanların.

Kişisel olarak içim 30 Aralık 2022’de öyle bir yandı ki, dahasının olabileceğini tahayyül edememiştim. Ta ki 06 Şubat 2023’te çok keyifli bir anımda on kişilik meclisimizde, Antep yemeklerinin en güzel yemekler olduğunu savunur, aksini iddia edeni kıskançlık ve damak tadı yoksunluğuyla itham eder; oturduğum yerin üstüne çıkıp yumruğumu havaya kaldırıp “BEN ANTEPLİYİM ŞAHİNİM AĞAM” naraları atarken Antep’te deprem olduğunu öğrenene kadar.

Bütün bunlar annemlerin uyuduğu bir saatte gerçekleştiğinden; kuzenime ulaşıp Antep’tekilerin durumunu öğrendikten sonra, annemleri gecenin bilmem kaçında hayırlı haber alameti olmadığı çok belli olan sevimsiz melodiyle uyandırmak istemediğimden ve sabah haberleri görüp korkacaklarını bildiğimden hem de Anteptekilerin şarjlarının o saate kadar bitebileceğini düşündüğümden. Özetle, büyük bir deprem olmuş, korkmayın bizimkilerde bir şey yok. Şu dayıma ulaşmışlar, bu kuzenimle konuşmuşlar herkes güvende, diye bir mesaj attım.

Bu varsayımların ve durum analizlerinin hepsini yapmam ve aksiyon almam kaç saniye sürdü bilmiyorum ama şunu biliyorum. Benim yaşımdaki, hiçbir Alman ömrü boyunca buna benzer bir durum tespiti yapıp insanların haleti ruhiyelerini öngörerek; alacağı haberde etkilenen bütün hanelerin güvenliğinden emin olup, vereceği haberde de bu bilgiyi eksiksiz aktarma sorumluluğunu taşıyarak bir an bile geçirmedi. Bir savaş patlamazsa da ömrü boyunca böyle bir tecrübesi olmayacak.

Biliyorum ki, bir Alman memleketinden 3000 kilometre uzakta, memleketindeki yangın dolayısıyla sıçrayarak uyanmayacak. Kütüphanedeyken aklına, evleri başlarına yıkılan milyonlar gelip ağlayarak kendini bir yerlere atmaya çalışmayacak.

İçinde bulunduğu anı yaşayacak; kışın günü sabah dokuzda, sıfır derece havada şort giyip nehir kenarında koşuya çıkacak, türlü festivallere gidip bira tokuşturacak, Aperol isimli sevimsiz içkiye her yaz birkaç şarkı yazacak.

Hiçbir millet birbirini, Türk’ün Türk’ü gözündeki acıdan, dudağından sarkan hüzünden, boğazındaki düğümden tanıdığı gibi tanımayacak. Tanımasın da.

Depremden birkaç hafta sonra karnaval oldu Almanya’da, o zaman yaşadığım ev tam Hauptstraße’nin üstünde bütün konvoyu ve eğlenceyi gören bir yerdeydi. Hayatımda, o insanların o günkü mutluluğuna ve andan keyif alışlarına özendiğim kadar hiçbir şeye özenmemiş olabilirim. O gün mü fark ettim bilmiyorum ama bu farkındalığımda o günün etkisinin büyük olduğuna eminim; biz yaşamıyorduk.

İki yıldır Almanya’da olan ben, altı yıldır Almanya’da olan ağabeyim hatta Almanya’da doğmuş büyümüş Almıla bile.

Biz hayatta kalıyorduk. Hem de hayatta kalamayanlara karşı mahcubiyet duyarak.

Havadan sudan konuşuyorduk dostum kusura bakma. Buralara geldik, keşke gelmeseydik ama bu bir seçenek bile değil artık, en acısı da bu.

Gerçek mi değil mi bilmiyorum ama gerçekse tadından yenmeyecek, kurguysa kurgulayanın fikrine sağlık denilecek o tweetle kapatmak istiyorum mektubumu.

Sevgiler

Selamlar

İrem İlay Mürtezaoğlu