Almanya’da olmanın hayatımdaki etkisini nasıl tarif edebileceğimi bilmiyorum. Doğrusu, beni nasıl etkilediğini de bilmiyorum.
İyi desem iyi değil, kötü desem kötü değil ama sanıyorum pek çoğu hiç tecrübe etmek istemeyeceğim şeyler. Böyle söylediğime bakmayın Allah’a şükür savaş değil, dövüş değil, açlık değil; zannediyorum bu hal ben olmayan bir kimsenin anlayabileceği bir şey de değil.
Göç hikayesi o kadar bireysel bir kurum ki; bir insan şaşırtıcı derecede çok mutlu da olabiliyor, şaşırtıcı derecede çok mutsuz da.
Almanya’ya altmışlarda göç etmiş insanlar için “Bulundukları kültüre alışamadılar, entegre olmadılar, dil öğrenmediler…” ve benzeri eleştiriler yapılır ya, haklılık payı olan birkaç nokta olsa da çoğunlukla haksız buluyorum bu eleştirileri. Derler ki; sınanmadığın günahın masumu değilsin. Almanya’ya 2010’lar-20’lerde göçen bizler de dahil olmak üzere hiç kimse 60’larda Almanya’ya göç etmiş insanların ne yaşadığını, hangi şartlarda çalıştıklarını, toplum tarafından hangi sosyal statüde değerlendirildiklerini bilmiyoruz. Bu bileşenlerin, onların zihinlerinde nasıl harmanlandığını ve davranışlarında nasıl yansımalara neden olduğunu bilmiyoruz. Esasen, bilmek isteyeceğimizi de o ayakkabıyı giymek isteyeceğimizi de hiç sanmıyorum.
Zaman zaman kendimi sokak ropörtajında mikrofon uzatılmış Almancı gibi “Türkiye cennet” derken buluyorum. Peki bu ne demek biliyor musunuz? Anılarımız, evlerimiz, insanlarımız, mesleğimiz, kültürümüz Türkiye’de; ne kadar iyi konuşursak konuşalım hiçbir dili anamızın karnında duyduğumuz dil kadar hissetmiyoruz. Cumhuriyet bayramını kutlayamıyoruz, seçim kazanamıyoruz, 10 Kasım’da 09.05’de durduramıyoruz hayatı; ezan sesi duyamıyoruz, ramazanda pide kokusu alamıyoruz, bayram ziyareti yapamıyoruz; bunlar Türkiye’den bakıldığında meseleymiş gibi gelmiyor biliyorum ama galiba insan, bir kültüre ait olmanın kişiliğinin ne kadar büyük parçası olduğunu ancak o parçasından uzaklaşınca anlıyor. Birileriyle sosyokültürel anlamda aynı derdi paylaşabilmenin, aynı umutlara ve hafızaya sahip olmanın nasıl bir nimet olduğunu oradan ayrıldığında anlıyor.
Bir de en kötüsü ne biliyor musunuz? Kendi adıma konuşacağım şimdi… Öfkeleniyorum. Çok öfkeleniyorum. Rahatsız hissediyorum.
Rahatsızlık, kıskançlık ve öfke hissinin bu halini ilk defa Almanyadaki birinci senemde Fransız bir kızla konuşurken yaşamıştım. Kız “Sıkıldım memleketten, biraz da başka yerlerde yaşayayım dedim, yapamazsam dönerim” dedi. Bizim göç sebebimiz de evet şükürler olsun savaş değil, açlık değil, çok fena haller değil ama yine de sıkılmak ve deneyim kazanmak da değil ya… İşte bu bitirdi beni. Öfke zihnimde bir ampül gibi yandı fakat öyle bir parlaklığa sebep oldu ki uzun zamandır önümü göremiyorum, kime kızıyorum bilmiyorum. Doğduğum coğrafyaya mı, o coğrafyanın insanlarına mı, dış güçlere mi, iç mihraklara mı? Hakkımı helal etmediklerime mi? Hakkımı helal etmediğim milyonların yetişmesine sebep olan sisteme mi? Doğup büyüdüğü kültüre neredeyse acziyetine sebep olacak kadar sevgi ve bağlılık duyan kendime mi? Bilmiyorum.
2022 yazında paylaştığım hikayelere bakıyorum. Çalıştığım yerdeki, evimdeki huzursuzluk; üçüncü aşının üstüne korona olmam, sosyal ortamımı kuramamış olmak… İletişim kurabildiğim sayılı insandaki eksiklerin farkında olarak seçeneksizlikten o insanlarla yarenlik etmek; o kadar sıkmış ki, sıkışmışım ama patlamamışım bir şekilde. Tabii ki sonrasında düzeldi, tabii ki çiçekler yeniden büyüdü ama aynı neşeyle değil. O günlerin üstünden üç sene geçti. Yalnızlığımla, kalabalığımla, öfkemle, neşemle, hüznümle; dışardan bakıldığında görülecek tek şeyin düzen ve beyin göçü olduğu noktaya geldim ama geldim, içine düşmedim.
Daha fazla uzatmak istemiyorum bu bahsi belki başka bir yazıda belki başka bir formatta konuşuruz yine.
Sadece bilmenizi isterim ki:
Hiç böyle zorluklar da istemezdim. 24 yaşında diline gayet hakim bir hukukçuyken, sıfır dil bilen bir bebeğe dönüşmek istemezdim; mesleğimi bırakmak istemezdim, 18 yaşıma bastığım an aldığım sürücü ehliyetimi tekrar almak için 27 yaşında ehliyet kursuna yazılmak istemezdim.
Bizi buna mahkum hissettiren herkese hakkım iki cihanda da haram.
27.11.2025
İrem İlay Mürtezaoğlu