
1 Ekim 2021’de Almanya’ya taşınmış olmak Allah tarafından bana bahşedilmiş, geri tepilemez bir influencer olma fırsatıydı. Dolayısıyla uçaktan indip eve girdikten sonra ilk icraatim, adı “hukukcubireyalmanyada” olan bir Instagram hesabı açmak oldu, hatta ilk postum 2 Ekim 2021 tarihinde atılmış, ağabeyimin evinde ütü yaptığım bir videoydu 😀
O dönemlerde telefonumun işletim sistemi Android’di ve maalesef her şeyiyle muhteşem bir alet olsa da konu fotoğraf ve video çekmeye gelince göz ardı edilemeyecek bir kötülüğü vardı. Hayatın bir cilvesi olarak, elimdeki o telefonla içerik üretmeye başlamam gerekiyordu.
İçerik üreticiliğinde en önemli şeylerden biri devamlılığın sağlanabilmesiydi bu da demekti ki her gün en azından bir post atılması gerekiyordu. Yanlış hatırlamıyorsam bir süre devamlılığı sağlayabilmiştim. Ta ki iki hafta ağabey evinden sonra yabana karışıp, kendimle hiç kalmadığım kadar baş başa kalıncaya kadar.
Almanya güzel bir yerdi, Erlangen güzel bir yerdi, Heidelberg zaaaaten ama bir takım sıkıntılar vardı ancak henüz ne olduğunu çözemiyordum. Hevesim kaçmıştı ne içerik üretmek ne kişisel hesabımda bir şeyler paylaşmak istiyordum. Zaten telefonum da müsait değildi. Boşverdim ben de.
Aradan bir sene geçti. Şükürler olsun ki telefonum bozulmuştu. 😀 Ağabeyciğim hemen sardı yenisini bana ama artık Apple bir telefonun rengine kanamayacak kadar yıpranmıştım ve içerik üretmeye hevesim kalmamıştı.
Vakit geçti, ruh halleri toparlandı; arkadaşlar edinildi, ekşisiyle tatlısıyla anılar biriktirilmeye başlandı ancak o noktada da artık isteğim yoktu yine de ara ara hesabıma hikaye atıyor, eski heveslerimi unutmuyordum.
2016’dan beri istiyordum Youtube işine girmeyi ama videoyu kim çekecek, PR’ını kim yapacak, kameralar ne kadar, e bi de mikrofon takıyorlar sanırım; ben bunları nerden alacağım ne kadara alacağım, nasıl editleyeceğim, nasıl paylaşacağım; millet o kadar profesyonel ki ajanslarla çalışıyorlar, Twitter’da gündem çalışması yaptırıyorlar. Ben nasıl tutunacağım bu ortamda diye düşünüyordum.
Kimleri bahane edip bu işlere başlamadığımı açıklayayım size Danla Bilic, Damla Altun…
Be ablacığım…
Peki.
Sonra benim kaçırdığım bir ara olmuş dostlar, sanıyorum dil sınavına çalıştığım ve dünyevi işlerle -geçinmeye çalışmak- çok meşgul olduğum sıralarda bir sürü mini influencerlar türemiş. Hepsi de maşallah en azından teknelerini yürütecekleri kadar para kazanıyor gibi görünüyorlar.
Herkes Almanya’ya taşınmış hatta bazısı geri dönüyor. Piyasada influence etmek istesen, edecek kimse kalmamış gibi duruyor.
E zaten kameranın karşısına geçip makyaj yapmak, hikaye anlatmak da bana saçma geliyor en iyisi vazgeçeyim ben bu hevesten.
Dil sınavını geçtim, üniversiteye başladım; çabayı seven Allah eli yüzü düzgün bir iş nasip etti bana. İşimi düzgün yaptım, takdir edildim, tam zamanlı iş teklifiyle onurlandırıldım. Maaşım muhteşem. Ortamımı seviyorum, harika bir müdürüm var. Tam zamanlı çalışmanın ikinci ayındayım.
Kurtlanmaya başladım. Olacak şey değil! Saatlerce çalışıyorsun, muhteşem olan maaşın bile ancak ve ancak kira ödemene, biraz para biriktirmene ve dışarda yemek yiyebilme lüksüne sahip olmana yetiyor. Saydığım bu kalemler dışında yalnızca bir kalemlik daha eğlence, lüks, gezi, zaruri harcama çıksa cüzdan sıkıntıya giriyor.
Buradan çıkmak lazım.
İş kurmak lazım, INFLUENCER OLMAK LAZIM!!!!
Peki ama influencer olmak için ne lazım?
Influence edecek kişiler, o kişileri bulmak için
Konu
konu ne olabilir… ALMANYA! hayır üç senedir herkes ya Almanya’ya ya İngiltere’ye taşındı HUKUK! mesleğini yapmıyorsun SİYASET! yok artık… Neyse neyse bulurum bir şeyler başlayayım da.
Platform?
podcast olur bu aralar baya popülerleşiyor bu sefer başından yakalamış olurum hem de
Tek başına mı, deli gibi?
doğru dedin, deli gibi olmaz; bin tane arkadaşım var yaparım biriyle hatta böylelikle hukukla ilgili de yapabilirim hem de biraz Türk Hukuku çalışacak bahanem olur.
Noldu derseniz, hiçbir şey dostlarımdan biriyle anlaştık. Evime teçhizatımı kurdum, kayıt gününü kararlaştırmak için mesaj attım kendisine, öğrendim ki vazgeçmiş. Hakimlik sınavından sonra başlarız birlikte diye konuştuk. O arada aramız bozuldu, aramızın bozukluğundan bağımsız kendisi tek başına podcast yapmaya başladı 😀
Başka bir dost grubumla anlaştım ama gün denk getiremedik o da öyle kaldı.
E dedim ne yapayım deli gibi meli gibi; bir de çok tek kişilik podcast dinliyorum artık, öyle deli gibi de durmuyor. Sen de başla yapıştır gitsin.
Sayısız deneme kaydından sonra en iyisi metni yazayım da yazdıklarımı okuyayım dedim DOSTLAR!! OLMUYOR!! OL-MU-YOR! delirecek gibi hissettim, fırlattım attım mikrofonu. Yalnııız, bir farkındalık yaşattı podcast girişimim: Yazabilirdim.
Zaten ben oldum olası yazardım. Fakülteye girdikten sonra dilimin değişme şekli beni rahatsız etmeye başlamıştı çünkü artık bütün metinleri hukuk metiniymiş gibi yazıyordum. Ziralar, lakinler, öyle ki’ler, dolayısıylalar; havalarda uçuşmaya başlamıştı, çözüm olarak yazmayı bırakmıştım ben de.
Aslında şöyle de bir gerçek var ki; yazabilmek için kafama taktığım bir şey olması ve o şeyi dile getirme şeklimin, sıklığımın bana yetmiyor olması gerekiyordu.
Ta ki bu bloğu yazmaya yani podcast kaydını bugün kesin yapacağım dediğim güne, düne, kadar. Öyle mutlu oldum ki dün metni yazarken; hafifledim, enerjim arttı, hala yazabiliyorum diye sevindim.
Allah’ın emri değildi ya kötü hissetmek, ki çok kötü hissettiğim aylar, yıllarda da sessiz kalıp; duygularımı, onların gelişimini, kendimi gözlemlediğim ve kalem bile oynatamadığım vakitler olmuştu fakat belli ki artık bunları paylaşma zamanı gelmişti.
En iyi bildiğim şekilde.
08.08.2025
İrem İlay Mürtezaoğlu